Selamlar efendim. Dün çok geç vakitte geldim eve, ve bir kaç şeye çalışmam gerekiyordu sizlerle birlikte olamadım. Bugün gelir gelmez gömüldüm yine bilgisayarıma. Programdan çıktım, atladım minibüse, eve doğru bir yol alış başladı. Hafif gözüm kapandı. Öldüğümü düşledim bir anlığına. "Ulan kim ağlar acaba?" dedim. Sonra gözümün önünde cenaze töreni geçti, cenaze evi falan. Sonra vasiyet durumları falan. Trampetimi ve zil setimi "Y."ye bırakmaya karar verdim. Dizüstü bilgisayarımı ufaklığa. Elektro gitarımı "Bortakçı"ya. Amfimi "Kıvırcık"a. Sonra? Sonrası iyilik güzellik. Başka bişeyim yokmuş vasiyet olarak yazabileceğim. Bir kaç şiir, kırık-dökük yazılar bir de. İşte hepsi bu! Kitapları yazmama dahi gerek yok: "Bobi"ye! Bir de yakın arkadaşlarıma (7-8 kişi) yazacağım yirmi otuz sayfa yazı, hepsine ayrı ayrı ama! Ölmek ne zor şeymiş yahu, o vasiyeti yazmak bile boğar insanı. Ben bu yüzden ölemem galiba, üşengeç adamım bilirsiniz. Sağlık olsun da ölmeyelim, ağlayacak olanları gözümün önüne getirince feleğim şaştı. Çok değil, 10-15 kişi de, yine üzüyor insanı birilerini ağlatmak...
Ama ortada bir sevgi varsa, işte bu da son söz:
gündür geçer gider
belki bir şey kalmaz sanırsın
yani bir sabah uyandığında
ne hayatın tortusu
ne kokusu alışılmışlığın
her şey başka olacaktır
başka bir otobüs, başka bir gazete
resimlerden silinecek yüzün belki de
ne adın, ne sanın
bir şafak vakti açınca gözlerini bir merhabaya
yeniden kurulacak dünya
ve sen her şafak
tan gibi aklımdasın
zannetmeki ölmek zor;
ölmek kolay kolay da
kan gibi aklımdasın
16 Nisan 2008 Çarşamba
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)